AB VE DEMOKRASİ ÜZERİNE
7/5/2007
Türk dış politikasının en güncel sorunlarından birisi olan demokratikleşme sorunu denince akla hiç kuşkusuz ki Avrupa Birliği ve bu birliğin dayatmaları gelmektedir. Belli bir aydın kesimi tarafından ülkemiz için olmazsa olmaz gösterilen AB acaba demokratikleşme konusunda Türk kamuoyuna aktarıldığı gibi kendi içinde net ve tek bir politika izlemekte midir?
Bugün Avrupa Birliğinin demokrasi ve onun alt dalları olan insan hakları ve azınlık hakları politikalarını incelediğimizde bu sorunun yanıtı ortaya çıkmaktadır. Temel olarak her AB üyesi ülke azınlık hakları çerçeve belgesini imzalamak zorundadır. Bu çerçeve belgesi AB üyesi olabilmek için olmazsa olmaz bir antlaşma konumundadır.1990’lı yılların ortasında-yanlış hatırlamıyorsam 1997yılında – hazırlanan bu antlaşmanın AB üyesi olan Yunanistan(bu konuda da AB’ nin en problemli ülkelerinden birisidir),Belçika, İspanya, Fransa ve Baltık ülkelerinin imzalamadığını buna karşılık bu ülkelere AB üst kurulları tarafından ve tabiî ki bizim kime hizmet ettiği bilinen sözde aydın medya tarafından gündeme getirilmemektedir. AB’nin demokrasi uygulamalarında göze çarpan ilk hususlardan birisi kurum olarak AB’nin ve bu birlik içindeki ulus temelli devletlerin bu konuda çeliştiği gerçeğidir. Bunun sebebi nedir?
Bu çelişkinin yanıtı gayet nettir: Kurum olarak AB temelde ABD tarafından düzenlenirken Avrupa ulus devletleri kendi siyasi ekonomik ve sosyal yapılarını koruyabilmek için bu tür düzenlemeleri kendi devlet yapısı içinde hayata geçirmemektedir.Hiç kuşkusuz ki AB ülkelerinin demokratikleşme konusunda izledikleri farklı politikalar azınlık hakları çerçeve belgesiyle sınırlı kalmamaktadır.Örnek olarak Avrupa’nın en milliyetçi ülkesi olan ve tabiî ki en radikal Türk karşıtı ülkelerinden birisi olan Fransa yani horozlar üniter yapısını koruyabilmek için AB’nin hiç bir azınlık haklarıyla ilgili antlaşmasına imza atmamaktadır.Fransa Sardinya konusundaki politikalarıyla da bunu kanıtlamaktadır.Yine AB nin en eski ülkelerinden birisi olan Belçika’da Valonlar konusunda ülke bütünlüğünü tehdit etmemek için çekingen davranmaktadır.Alman yönetiminin Türkçe eğitimini yasaklamasına ve 11 Eylül olayları sonrasında artan İslam karşıtı politikalar kapsamında kendi topraklarında yaşayan Müslüman fişlemesine bu yazıyı okuyan kişilerin bir kısmı belki inanmayacaktır.Ama bu konu da Almanya’nın yeri geldiğinde demokrasiyi unutuverdiğini bize göstermektedir.Slovakya İse Macarlardan o kadar çok korkuyor ki kendi sınırları içinde yaşayan Macarların eğitim ve iş kurma hakkını engelleyebiliyor.
Macarlar bu durumdan rahatsız ama bu kadar çok hak ihlali yapılan birlikte derdini kime anlatacak? İspanya ise kendisinden ayrılmak isteyen Bask bölgesinde bulunan Eta’ya bağlı Herri Batasuna partisini kapatmıştır. Yine aynı ülke ünlü Kopenhag kıstaslarını Bask bölgesi içinde uygulamaktan kaçınmaktadır. Yani Bask kurum olarak AB’nin kendisine tanıdığı hakları ispanyol hükümetinin engellemeleri nedeniyle kullanamamaktadır. Örnek: AB parlamentosunda temsilci bulunduramamaktadır. Gelelim bizim kardeşimiz(!) Yunanistan. Yunanistan topraklarının Trakya kısmında yaşayan Türklerin haklarını şu şekilde gasp etmektedir:1)Bu topraklarda yaşayan soydaşlarımız Türk kavramını değil sadece Müslüman kavramını kullanabilmektedir.
Ulus devletlere dayalı dünya sisteminde burada yaşayan soydaşlarımız kendilerinin ait olduğu Türk kimliğini öne çıkaramamaktadır 2) Burada yaşayan soydaşlarımız yasalarda bulunmasına rağmen kendi istediği imamı görevlendirememekte yunan hükümeti de imam atamadığı için birçok cami kapalı durumda bulunmaktadır. Yani Yunan hükümeti soydaşlarımızın ibadet özgürlüğüne bile karışmaktadır.3)Burada yaşayan soydaşlarımızın ilk maddeyle bağlı olarak Türk kimliği bulunduğu için vakıfları kapanmakta ve böylece Yunan hükümeti kendi yasalarını dahi yok saymaktadır4)Üniversiteye girişte Türklere farklı katsayı uygulanması ve Türkçe öğretmeni sayısı yetersiz olmaması nedeniyle eğitim konusunda da hakları gasp edilmektedir. Türkiye’nin AB’ye girmesi için dayatılan Kopenhag kıstasları da 2004 yılında üye olan Rus azınlığa uygulanmamaktadır. Bu topraklarda yaşayan Rusların seyahat ve iş kurma özgürlükleri dahi elinden alınmaktadır. Rus azınlığı tanımayan bu devletler AB’ye alınmıştır çünkü bu devletler tarihsel, dinsel, coğrafi ve sosyolojik açıdan Avrupa ailesini bir ferdi Türkiye ise Avrupa ailesinin dışında yer alan bir öteki olarak tanımlanmaktadır. Bugün birçok tarihçi ve uluslararası ilişkiler uzmanı Avrupa kimliğinin Türk karşıtlığı temelinde oluştuğunu belirtmektedir. Yine konunun esasına dönersek: Gün geçmiyor ki bir AB üyesi ülke demokrasi ihlali yapmasın. En son olarak bu yıl AB üyesi olan Bulgaristan zulümlerden dolayı anavatana dönmüş soydaşlarımızı sırf AB den daha fazla pay almak için vatandaş olarak kabul ederken önümüzdeki genel seçimlerde oy kullanma hakkının bulunmadığını belirtmektedir. Peki, bu birlik içinde hiç mi azınlık haklarına önem vermeyen ülke yok.
Tabiî ki var yukarıda belirttiğimin aksine Almanya ve Macaristan gerektiğinde sırf AB nin diğer ülkelerinde bulunan diasporalarını kullanabilmek için AB içindeki uygulamaları hayata geçirebilmektedir. Yazdıklarıma herhangi bir yorum eklemek istemiyorum yazının yorun kısmını size bırakıyorum. Eyalet sistemine Batı’nın gönlü olsun diye geçelim mi? Bu sorunun cevabını da sizin vermenizi istiyorum. Fakat tek bir şey ilave etmek istiyorum: Diğer kavramlarda olduğu gibi demokrasi kavramı da ülkelerin tarihsel, sosyolojik, siyasi, coğrafi ve ekonomik şartlarına göre şekillenmektedir Batı’nın dayatmalarına göre değil.
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!