EKOLOJİ VE BİZ
7/4/2007
Tabiat, çevrebilim, çevre ve bunun odağında insan çok önemli bir konumda yer almakta... Konu bu haliyle insanlığın geleceği meselesidir. Eğer bu gün aynı zamanı paylaştığımız dünya üzerinde Batı ulusları zenginlik ve israf içinde yaşarken diğer bölgeler örneğin Afrika da insanlar açlık ve susuzluk yüzünden kitlesel ölümlerin pençesinde yok oluyorsa bizim doyasıya mutlu olmamız da mümkün değildir ve bu sorun en çok ta bu yüzden bir insanlık meselesidir.
Bugün eski zamanları serzenişle anıp duruyoruz sık sık. Ah o eski günler,nerde o eski komşuluklar,arkadaşlıklar,aşklar diyerek geçiriyoruz neredeyse ömrümüzü.işin ilginç yanı ve dikkat edilmesi gereken nokta artık o eski çevrenin,tabiatın,evlerimizin sokaklarımızın da değişmiş olmasıdır.Bizim tek katlı mütevazi evlerimizin,yerini kibirli ve ruhsuz apartmanların almasını ruh halimizi de değiştirdiğini söylemek istiyorum. Dikey yapılanma firavunvari bir diklenmenin kibrin temsilcisidir. Amerikalılar ya da Avrupalılar bu yapılara gökdelen der. Oysa Allah yeryüzünde kibirlenerek dolaşmamamızı emreder. Buraya kadar bazı şeylerin değişiminden bahsettik. Aslında şimdi doğru kavramı kullanmamız gerekiyor,bu Kur’an’ın ifadesiyle ifsat yani bir şeyin aslının doğasının fıtratının bozulması demektir.Bu gün yediğimiz bütün kimyasallar,katkı maddeleri,hormonlar.Ve bunlar aslında kuranın ifadesiyle ifsat yani bir şeyin aslının doğasının,fıtratının bozulması demektir.Bu gün yediğimiz bütün gıdaların aslına müdahale edilmiştir..Koruyucular,kimyasallar,katkı maddeleri,hormonlar.Ve bunlar aslında yeryüzünde kuranın ifadesiyle bozgunculuk çıkarmaya ayarlı kafaların bize ödettiği bedeldir.Daha fazla üretme hükmetmeye dünyanın iktidarını her şeye rağmen ele geçirme histerisi.Kuranda bu güç peşinde koşanları ş öyle ifade eder,"onlara yeryüzünde ifsad çıkarmayın (Yani bozgunculuk yapmayın,bir şeyin aslını bozmayın)denildiğinde biz sadece ıslah ediyoruz derler.Bu gün dünyanın başındaki bütün çürümüşlüğün acıların,yıkımın tablosunu bundan daha iyi açıklayacak bir yaklaşım olamaz.
Şimdi topraklarımızın, denizlerimizin, üstümüzdeki göğün bozulduğundan bahsediyoruz. Hepimiz daha aceleci ve telaşlıyız, eski tadımız yok. Tıpkı zamanından önce hormonla hızlı ve telaşla büyütülen tatsız domatesler gibiyiz. Daha iri, daha kırmızı, daha gösterişli ama tadı olmayan domatesler gibi hayatlarımız. Fıtratın bozulması soluduğumuz havayla, yediklerimizle başlıyor. Daha fazla kazanma daha fazla tüketen bir dünyada hala açlıktan birileri ölüyorsa bu işte bir terslik var demektir. İnsan bir nehirden ihtiyacından fazla balık avladığı gün hem nehirlerdeki eko sistemi hem de kendi doğasını bozmaya karar vermiş demektir.
İslam'ın fesadın karşısında tam tersi bir kavramla barışı ikame etmesini daha iyi anlamak durumundayız, yani fıtrata uygun olmak hali, esenlik, israfa karşı bir duruşla paylaşma ve ancak hak ettiğini yeme, yani fıtrata uygun olmak hak ettiğini yeme yani helal kavramları her ne kadar batının yabancısı olduğu kavramlarsa da bu gün hızlı yaşam temposu içinde bizimde gözden kaçırdığımız değerlerdir. Ve içten içe bireysel bozgunumuz bozulmamız sonuçta bizleri mutsuz, zenginlik içinde değersiz insanlar olmamızla sonuçlanıyor.
Burada sorunun büyüklüğü küresel olmakla beraber çözüm bireylerden başlıyor diye düşünüyorum. Çözüm mü; fıtratı üzerinde bir yaşam sürdürmek.
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!